Sporumuzdaki sevgisizlik ve hoşgörüsüzlük İzmir’i mesken tutmuş...
İçimizi acıtan, duygularımızı sarhoş eden bir ortamda dans ediyor gibiyiz. Böyle bir ortamda yaşamanın faturasında, KDV olarak mutsuzluk yazıyor. Kalleş olan mutsuzluk mu, yoksa mutsuzluğu yaratan ortamın yaratıcısı insanlar mı ?
Evet Dostlar. Aslında; mutsuzluk allanıp pullanıp masamıza getirilen sıradan bir mönü değil. Mutsuzluk; taşeron görevi yapan, dost kılığına girmiş iblislerin sıradan bir ikramı aslında…
Tepeden tırnağa insan sevgisi ile dolu, kendinden çok dostlarını düşünen ve de bencillik kelimesini lugatından çıkarmış olan dostunu harcayan kimlikler soluk alıyor çevremizde. Kimi en yakın dostunu kazıklıyor. Kimi gaddarca bir hoşgörüsüzlük ve önyargıyla, çok yakından tanıdığı bir dostunu, teke tek konuşma gereğini ve duyarlılığını göstermeden, yargılayıp asıyor. Oysa teke tek konuşabilse, olayın üçüncü boyutunu ve asıl gerçeği görecektir.
İşte dostlar. Yaşamımızdan ince kesitleri özetlemeye çalıştım yukarıdaki satırlarda. Kimilerine göre felsefe yaptım. Bireysel gibi görünen bu düşünceler, aslında çok kişinin yüreğine konuk olmuyor mu ?
Sevgisizlik ve hoşgörüsüzlük İzmir’i mesken tutmuş. Spor sayfasının bir köşesini mesken tutmuş olan ben de, zaman zaman bana “Mutlumusun?” diyen dostlarıma, “Hayır İzmirliyim” diyerek yanıt veriyorum.
Kısacası, spor penceresinden soluk aldığımda, tıkanma noktasına geldiğimi hissediyorum. Kulvar olarak futbola baktığımda, boynuma anında “Mutsuzluk” paftası asılıyor.
Sık sık, “N’olcak İzmir futbolunun hali” diyoruz. Ekonomik koşullar bir yana, takımlarını seven taraftarlar haklı olarak tribünleri terk ediyor. Az sayıda taraftar da, başarısız sonuçlar nedeniyle yönetime, teknik adamlara ve futbolculara veryansın ediyor, istifaya davet ediyorlar. Ama bu tür davranışlar; çözümden çok, çözümsüzlüğü beraberinde getiriyor. Oysa, kötü günde sahiplenmeyi bir türlü beceremiyoruz. Önemli olan taraftarı olduğumuz takımın kötü gününde yanında olmaktır.
Onun içindir ki, kim bana bundan sonra da “Mutlumusun?” diye sorarsa, yanıtım yine tereddütsüz “Hayır İzmirliyim” olacak…
Bizim evin halleri…Şu sıralar beynimde ve yüreğimde hoyrat fırtınalar esiyor. Yürümeyi, yürürken düşünmeyi seven bir adamım. Hele hele fırtınalı bir durumdayken, sığınacak bir limanı bulduğumda, futbol dostlarıyla enine boyuna olmasa bile, kısa metrajlı sohbetlere dalarız. Ancak, nekadar dalarsak dalalım, ilaçlık bir midye bile çıkaramayız. Çünkü, kısa süreli sohbet yolculuklarında bile çoğu kez duvara toslarız…
İzmir benim evim. Güzel evim… Bu nedenle geçmişte İstanbul davetlerine karşı, yüreğimde ve beynimde direniş orduları kurdum. Benim yurdum Türkiye… Ancak, benim sevda yüklü mapushanem de İzmir…
Ama bizim evin halleri, uzun süredir başında sevda yelleri esen çömez delikanlı gibi. Çömez delikanlı sevdadan, İzmir futbolu ise bir nevi kavgadan eriyor. Parasal sorundan çok, kalıtımsal bencillik ve ilgisizlik İzmir futboluna pranga vurdu. Büyük ozan Ahmet Arif, “Hasretinden prangalar eskittim” diyor dizelerinde… Öyle anlaşılıyor ki, Süper Lig sevdasıyla bizler de prangalar eskiteceğiz…
Bir dönemler 5 İzmir takımı Türkiye I.Futbol Ligi’nde mücadele ediyordu. Daha sonra bu rakam, üçe, ardından ikiye ve bire indi. Şimdi ise tek kelimeyle sıfırı tükettik. Haliyle umutlar tükeniyor. Tribünlerden seyirci tükeniyor. Bilinçli ve haddini bilen Taraftar kimliği tükeniyor. Kendi takımını sabote eden, kendi takımının maçı oynanırken, başka bir takıma küfür etmeyi iş bilen taraftar kimliği türüyor. Bir İzmirli, diğer İzmirli’den biraz daha iyi olduğundan dolayı gururlanıyor.
Kısacası, bizim evin halleri yürekler acısı…
Not: Değerli sporseverler, Yukarıdaki iki konu ve köşe yazısı, 4 yıl önce görev yaptığım Milliyet gazetesinin Ege ilavesinde yayınlanmıştı. Dikkatimi çekti. 4 yıl önce yazdıklarım, bugün için de geçerli. Siz ne dersiniz ?
* Bu yazı Yenigün Gazetesi'nden alınmıştır.İsmail ÖZELÇİNLER